Kuru Otlar Üstüne, seyircilere turnusol kağıdı etkisi yapan bir film. Filmin perspektif üzerine kurulu etkileşimli yapısı, seyircilerin filmin incelikli tuzaklarına yakalanmasına neden olur. Oysa ki film elinden geleni yapıp seyircileri, karakterlerin motivasyonlarını anlamaları için bilinçli bir çabaya da davet ediyordu. Dilin sınırlarını bize gösteren Kuru Otlar Üstüne, seyircilerin röntgenini çeken, iç dünyalarını ve toplumsal reflekslerini ortaya çıkaran bir film. Kimi seyirciler, filmin kurmaca bir karakteri olan Samet’i linç etmeye kalkacak kadar ani ve sert tepki verdi. Belki de Nuri Bilge Ceylan tam da bu sınır bulanıklığını göstermek istiyordu. Şimdi gelin, bu filmi daha derinlemesine inceleyelim.
Sanatın bir “yapıntı” olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmayan, perspektif üzerine konusunu ve biçimini inşa etmiş bir film olan Kuru Otlar Üstüne, gerçekliğin, derinlik ve samimiyet arayışının, kendinden ve gerçeklikten kaçış noktalarının filmidir. Kuru Otlar Üstüne filmi portre filminden ziyade ilmek ilmek örülen bir panoramadır. Filmin perspektif üzerine inşası, durumların, olayların ve hatta duyguların çeşitli perspektiflerden verilmesi, neyin gençlerimizi hayatlarının baharında kuruttuğuna dair düşünmemizi sağlar. Gençlerimizi yeşermeden kurutan toplumun gençlere aşıladıklarıdır: Samimiyetsizlik, utanç, ön yargı, kolaycılık vb.
Sanat akımlarından “romantizm”in temel eserlerinden Caspar David Friedrich imzalı “Bulutların Üzerinde Yolculuk” tablosuna gönderme yapılan, filmin afişinde de gördüğümüz bir sahnenin metinlerarasılığın iyi uygulamalarından biri olduğunu söyleyebilirim. Tablonun bir diğer ismi “Sis Denizinde Amaçsızca Dolaşan Adam”dır. 1818 tarihli yağlı boya tablonun çeşitli yorumlarını dikkate aldığımızda, hem bu sahnede baş karakterimiz Samet’in kendi üzerine düşünmekte olduğunu hem de bu sahnenin bir tezatlığı ifade ettiğini söylemek mümkündür. Sahnedeki tasvir, Samet’in manzara üzerindeki hakimiyetini temsil ettiği gibi, Samet’in bu manzara içindeki önemsizliğini de vurgular. Samet’in gezinti yapmakta oluşu da bilinmeyen geleceğe dair bir metafordur. Tüm bu çıkarımlar “Bulutların Üzerinde Yolculuk” tablosunun çeşitli okumalarıyla örtüşmektedir.
Yaygın kanının aksine Samet karakteri yöre insanına ve meslektaşlarına çok içten davranan biri. Kızarken de içten hediye verirken de öç alırken de. Kafası karışık, oldukça da alıngan biri. Hayal kırıklıklarını çok derinden yaşayan biri. Kusursuz değil. İdeal değil ama milyonlarca insan gibi gerçek. Sadece idealleri, ideal düzeni, kusursuzları, en iyileri arzulayan bir dünyada yaşıyoruz. Hayatımıza giren insanların varlığını, gerçekliğini ve insaniliğini benimsemek zor geliyor.
Samet haklıdır demek istemiyorum. Ama filmi seyredenlerin kurmaca bir karakteri linç etmeye kalkışması düşündürücü. Tüm dünyanın kendini ilerici, insancıl sanan insanları, çeşitli perspektifler dikkate alınarak oluşturulan bir kurmaca karakteri linç etmeye kalktı. Seyirciler şaşırtmadı Samet’i.
Çoğu seyirci Kuru Otlar Üstüne’yi “narsist bir adamın portresi” olarak okumayı tercih etti; oysa film, bir karakter eleştirisinden çok bir varoluş hâlinin resmedilmesi. Samet bencil değil, yalnız; kibirli değil, kırılgan. Onun taşra sıkışmışlığı, kendi yetersizliğiyle yüzleşme biçimi. Nuri Bilge Ceylan burada bir “erkeklik dersi” vermiyor, tam tersine bu erkekliğin içinin nasıl boşaldığını, nasıl kendini taşıyamaz hâle geldiğini gösteriyor. Fakat biz, bu tür kırılganlıkları kolayca “narsisizm” diye etiketlemeye alıştık; çünkü öfkesini ve umutsuzluğunu saklamayan bir karakterle empati kurmak bizi rahatsız ediyor. Kuru Otlar Üstüne, tam da bu rahatsızlığın filmi: içimizdeki o sıkışmayı, anlaşılmama korkusunu, varoluş yorgunluğunu dürüstçe yüzümüze tutuyor. Belki de film yanlış anlaşıldı değil; sadece biz, kendi kırılganlığımızla yüzleşmeye hazır değildik.
“Narsist öğretmen” okumasının neden uygun düşmediğini biraz daha açmak istiyorum. Genel yargının bu yönde olmasının bence birkaç nedeni var:
- Anlatının öznesi olarak Samet’in dürüstlüğü seyirciyi rahatsız ediyor.
Samet, taşrada sıkışmış, umutları tükenmiş bir karakter. Kendisini kandırmıyor; bastırdığı öfkesini zaman zaman açıkça sergiliyor. Seyirci onun iç monologlarını duyduğu için, genelde gizli kalan çelişkilerini çıplak hâliyle görüyor. Bu da “narsistlik” gibi algılanıyor çünkü normalde insanlar bu kadar içten bir kendilik sorgusunu dışa vurmaz. Kurmaca eserlerde ne kadar çok açıdan karakter hakkında ayrıntı verilirse karakter bize o kadar rahatsız edici görünebilir. Bu da bizi perspektif konusuna tekrar götürüyor. Bazen Samet’in bakışına giriyoruz, bazen dışarıdan gözlüyoruz. Bu belirsizlik, seyircinin “samimiyet” arayışını zorluyor. Bu da bazı seyircilerde rahatsızlık yaratıyor; o rahatsızlığı “narsisizm” etiketiyle bastırmak kolay geliyor. Ama yönetmen zaten bizi rahatsız etmek istiyor. Çünkü ancak rahatsız olduğumuzda gerçekten düşünmeye başlıyoruz. - Nuray karakteriyle karşılaştırma.
Nuray’ın politik bilinci ve duygusal olgunluğu, Samet’in karamsarlığıyla çarpışıyor. Bu kontrast, izleyicinin Samet’i daha negatif algılamasına yol açıyor. Ama Nuray da filmde ideal bir figür değil; o da kendi travmasıyla baş etmenin bir yolunu bulmuş. Yani Ceylan burada “ahlaki bir teraziden” ziyade “varoluş biçimleri” arasındaki farkları gösteriyor. - Narsisizmle karıştırılan savunmacı içe kapanma.
Samet’in öğrencisi Sevim’le olan ilişkisi, öğretmenlik mesleğine ve çevresine dair umutsuzluğu, aslında onaylanma ihtiyacından çok “görülme” arzusuyla ilgili. Bu da narsistik değil, insani bir kırılganlık.
Dolayısıyla, Samet’i “bencil” ya da “narsist” yerine, kendilik bilinci yüksek ama yönsüzleşmiş bir figür olarak okumak daha derin bir yaklaşım olur. “Narsist öğretmen” okuması karakterin semptomlarını görüyor, ama nedenini anlamıyor. Samet’in kendini beğenmişliği, dünyaya duyduğu küçümseme içsel bir yenilgi hissinin dışavurumu gibi. O aslında bir “narsist” değil; tam tersine yorgun ve tutunamayan bir insan. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde bu çok sık görülür: insanlar bencil görünür ama bu bencillik, kırılganlığın maskesidir.
Kahramanımız Samet’in filmin başından beri karşılaştığı herkesle iletişime geçmeye çalıştığını görüyoruz. Samet’in her tarafla iletişim içinde olmasını korkaklıkla açıklamaya kalkan film yorumlarıyla karşılaşmanın şaşkınlığını üzerimden atmam kolay olmadı. Birbirlerini düşman görüp yok sayan gruplara inat, kolaya kaçmayıp sohbetini hiç kimseden esirgemeyen Samet’in bu içtenliği onun başına öyle bir dert açar ki bu dert filmin uzun süresi boyunca peşini bırakmaz.
Perspektif, derinlik, uzam üzerine dersler veren resim öğretmeni Samet 4 yıldır öğretmen arkadaşlarını ve yöreyi az çok tanıma fırsatı bulmuştur. Aslında her şeyin farkında ve çok zeki bir insan olan Samet, yönetmenin bir diğer eseri olan Kış Uykusu filmindeki baş karakter Aydın kadar “kaybolmuş” değildir.
Bir kız öğrencisine okuması için kitaplar veren öğretmen Samet ile öğretmen arkadaşı Kenan öğrencilere uygunsuz davranışta bulundukları suçlamasıyla karşı karşıya kalırlar. Samet, anlam veremediği bu durum karşısında kontrolünü kaybetme noktasına kadar gelir. Samet öğretmen, öğrencisi Sevim’in gözünden tüm bu olanları görüp anlam vermek ister. Ama bireylerin kendi derdi ve çevresel etkiler, olayları karmaşık hâle getirir. Sevim’in bu suçlamayı yapmasının tetikleyicisi ise ne Samet ne de öğretmen Kenan’dır. Sadece Sevim’in çantasından bir aşk mektubunu alma cüretini gösteren kadın öğretmenlerden biridir. İşte toplumdan bireye geçen kötülüğe bir örnek. Toplum bireye haddinden fazla utanmayı öğretir. Bu kadın öğretmenin çocuğu utandırmasından sonra olaylar bir zincirin halkaları gibi sürüp gider.
Filmde kullanılan Brechtyen yabancılaştırma etkisini, Samet’in hap içme sahnesinde ve daha sonrasında gerçekleştirdiği eylemlerin motivasyonunu anlamak için bir uyarı olarak değerlendirebiliriz. Brecht’in kuramına göre bu teknik, izleyiciyi duygusal olarak tamamen içine çekmek yerine, bilinçli düşünmeye davet eder. Nuri Bilge Ceylan, seyircileri hikayenin akışından çıkarıp Samet’in eylemlerinin ardında yatan motivasyonu anlamak için bilinçli çaba sarf etmeye davet etmektedir. Oyundan çıkan Samet sahnesi, ‘Gerçekleri mi istiyorsunuz? Alın size tüm gerçekler!’ diyordu adeta.
Benzer şekilde, filmdeki bazı uzun sessiz sahneler, karakterlerin içsel çatışmalarını dışa vurmalarına olanak tanırken, izleyiciye de hikâyeyi sorgulama alanı bırakır. İzleyici duygusal olarak tamamen “içine çekilmez”; bunun yerine Samet’in eylemlerini, çevresindekilerle ilişkilerini ve toplumsal dinamikleri akıl süzgecinden geçirir.
Gençleri umutsuzluğa değil, sorgulamaya davet eden bir film bu. Öğretmenlerin, öğrencilerin, idealistlerin ve küskünlerin hepsine bir ayna tutuyor. Cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda Cannes’da ilk gösterimini yapan bu filmi gençlere adanmış bir film olarak görüyorum. Bu armağanı kabul etmek bize düşüyor; seyretmek ve düşünmek, onun gerçek değerini anlamak için ilk adım.
Son Söz
Kuru Otlar Üstüne (2023)
İzlemekten minnettar kaldığım nadir filmlerden biri olan Kuru Otlar Üstüne, 2020’li yılların varoluşçu başyapıtlarından biri olarak zamanla daha da derin okunacaktır.
Filmin Notu
-
Başyapıt
